29 Şubat 2016 Pazartesi

GEÇMİŞİN TOZU

   
eski filmler    Keşke dediğimiz şeyler vardır. Keşke çoğunlukla geçmişe atıfta bulunduğumuz ve içinde olduğumuz durumdan hoşnut olmadığımız zamanlarda ağzımızdan sıkça çıkar. Hayat bize her gün değişik fırsatlar sunar, biz bunları yakalayabilirsek hayatımızda o yönde ilerler. Şimdiye kadar kendi kararlarını kendi vermiş biri olarak keşkelerim de oldu tabi, ama geldiğim noktada mutlu olmamın nedeni bunun benim tercihim olmasıdır. Sevgili annem tercihlerime saygı duyar, ben ne istersem denemem için yolumu açardı hala da öyle.

   Ben ilkokul sıralarında sürekli  sporcu olmak isteyen biriydim. Beden eğitimi öğretmeni olsam bile tatmin ederdi bu beni. O zamanlardan basketbol ile ilgilenmeye başladım benim için dünyanın en güzel sporu basketboldu. Her fırsatta antrenman yapıyor, okul takımında kendimi göstermek için çabalıyordum. İyi şeylerde yaptım. Zaman geçtikçe başarı beni daha hırslı ve hevesli yaptı. Lise döneminde artık yaşadığım kasabanın basketbol kulübüne girmeye hak kazanmıştım, bu sırada okul takımında kaptan olmuştum sorumluluk çoktu yani, Liseye kadar spordan başka bir şey, bir meslek geçmiyordu aklımdan. Hafta içi antrenmanlarla geçerken hafta sonları deplasman maçlarına gidiyordum. Bir çok şehir gezdim bu sayede.

  Sonraları hayatıma tiyatro girdi. Bir  sevdik birbirimizi ki sormayın.  Bir arkadaş grubunun oluşturduğu bu topluluğun oyuncu seçmelerine katıldım. Böylelikle ilk oynadığım tiyatro oyunu 'Şahları'da Vururlar' oyunu oldu. Ferhan Şensoy'un harika bir eseri. Ama nedenini yıllar geçmesine rağmen hala anlamakta zorlanırım,  Ferhan abi izin vermedi oyunu sergilememize, o zaman ki düşünceleri ile şimdikiler aynı değilmiş filan. Öyle turne filan da yok toplasan 1000 kişi izleyecek işte oda bir kaç gösterim yaparsak, Ayvalık gibi bir kasabada kime ulaşabilirsen işte. Oyunu sadece bir kere ücretsiz olarak oynadık. Eş dost kim isterse çıktı geldi. 1 yıllık emeğimizi öyle ya da böyle sergiledik.  Sahne tozunu yutmuştum artık, sonrasında o oyunu yöneten hocam ile beraber iki kişilik oyunlar çıkardık ve sergiledik tiyatro turnesine bile gittik bu oyunlarla. Bir dizide bile oynadım lise öğrencisiyken. Bir yandan basketbol bir yandan tiyatro vardı. Okul bitmek üzereydi ve bunların yanına sınava çalışma zorunluluğum eklendi.

  Bilenler bilir tiyatro çok emek ister, hep çalışmak ister, okumak ezberlemek prova yapmak gerekir. Zaman, artık çok iyi kullanmam gereken bir değerdi. Bir gün, ilkokuldan beri beden eğitimi öğretmenliğimi yapan, aynı zamanda basketbol antrenörüm olan hocam, bana beden eğitimi öğretmenliğini seçmemi söyledi, atanamazsın dedi, maalesef bu ülkede böyle gerçekler var. Zaten ortalama bir boya sahiptim, 1.70 boyunda Türkiye de basketbolcu olmak profesyonel olarak çok mümkün değil. Ben de yabancı dil alanını seçmiştim, İngilizce okuyacaktım. Ama keşke beden eğitimi öğretmenliğini seçseydim demedim.

  Tiyatro, basketbol, okul tiyatrosu, okulda etkinlikler her şey de vardım. Sınav yaklaşıyordu ve ben lise son sınıfta sözel bölüme geçiş yaptım, Yabancıl dil öğretmenliği de bana hitap edemedi. Hayatımda hiç dershaneye gitmemiştim, lise son sınıf hariç. Bütün arkadaşlarım benden çok başarılılardı ve deneme sınavlarında vasat puanlar alıyordum. Bir gün kıymetli bir hocamın verdiği nasihatle hayatımı yoluna soktum. "İnsan her şeyi yapabilir, ama bir şeyi çok iyi yapar. Ne yapacağına karar verip seçtiğin yolda iyi olmak senin elinde, Bir şeyi tam yapmak, her şeyin yarım kalmasından iyidir."  Basketbol o zamandan sonra benim için hobi olarak kaldı.

  Tiyatro insanı çok değiştiren ve geliştiren bir sanat. Zaten tiyatro "İnsanı insana anlatma sanatıdır." Böylelikle bazen olmadığın biri olur, bazen kendinizi oynarsınız sahnede. Okuduğunuz tiyatro eserleri de size çok şey katar. Doğru bir seçim yapmıştım. Sadece tiyatro yapıyor çılgınlar gibi sınava çalışıyordum.
  

   Dönüp baktığım zaman keşkelerim olmadığını farkettim, ne istediysem yaptım, çünkü ne yapmak istediğime kendim karar verdim. Yaşadığınız hayata siz karar vermişseniz iyisine de kötüsüne de katlanmaya razısınız demektir. Keşkeler bizi geçmişe kapatan düşüncelerdir sadece. Yapamadıklarımı hayatıma sığdırmaya çalışıyorum, keşke dememek için içinizden geldiği gibi yaşayınız. Bu yazıyı "Geçmişin Tozu-2" olarak devam ettirmeyi düşünüyorum, ne dersiniz? Mutlu kalın..

26 Şubat 2016 Cuma

#mim.. Kişisel Blog Yazarları Neler Düşünüyor



                                                         

     Bildiğiniz üzere çok fazla içeriğim yok. Henüz okuma araştırma, güzel yazı yazma çabası içerisindeyim 1 delinin günlükleri blogger arkadaşımızın başlattığı bu mim'i anne güncesi nin hatırlatmasıyla bende katılmış bulunuyorum. Destek olan bloggerlara selam olsun.. Mimlediklerim arkasından sorulara cevap vereceğim;


  Daha da var ama şimdilik buraya sığacak gibi değil. Soru ve cevaplar ilgi çekici size de tavsiye ederim.


1. Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan söz ediyor musunuz?

 Her fırsatta arkadaşlara ve aileme yazdığımdan söz ediyorum. Çoğu neden sen böyle bir şey yapıyorsun diyorlar, bir getirisi mi var, herkesin merak ettiği konu. Bende yalnızca kafamı boşaltmak ve yeni şeyler keşfetmek için yazdığımdan söz ediyorum. Sohbetlerde yazdığımla ilgili bir konu geçtiğinde, bununla ilgili bir yazım var bakınız bloguma diyorum.

2. Neden blog yazıyorsunuz?

 Uzun bir aradan sonra var olduğunu düşündüğüm yaratıcılığımın bir yerlere saklandığını düşündüm. onu uyandırmalıyım. Kendini işe ve hayatın rutinine bırakma istemedim. Bir de o kadar çok konu biriktiki onu kendimde taşımaktansa bir yerde yazmayı deneyimlemek istedim.

3. İlk yazınız ile son yazınız arasında nasıl bir fark var?

  Çok fazla zaman geçmemiş olmasına rağmen ilk yazımı şimdiden amatör görmeye başladım, şimdilerde daha dikkatli ve seçici oluyorum. Son yazım gelecek vaad edici sanırım.


4. Blog yazmak normal yaşantınıza ne kattı?

  Yeni birilerini tanıma fırsatım oldu, bir kişiyi görmeden de sadece düşünceleri ile sevebilme ihtimali çıktı ortaya, bilgi akışı çoğaldı, bir yerlerde uykuya dalmış okuma alışkanlığımı yavaş yavaş geri kazanmaya başladım. Olağan sohbetlerde arkadaşlara daha fazla bilgi sağlayıp bilginin kaynağına yönlendirmemi sağladı.

5.yakın arkadaşlarınıza blog yazmalarını önerir misiniz

 Söyleyecek sözü olan herkese öneririm. Öneriyorum, olmadı siz yazın ben yayınlarım diyorum :)

6.Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz?

  İnsanlardan ilham alıyorum, duygularından düşüncelerinden, hayatlarından, ana kaynağım kendi hayatım.

7.Diğer blog sahipleri ile iyi iletişim kuruyor musunuz?

 Yeni yeni iletişim kurmaya başladım diyebilirim, bloggerlar birbirleri ile iyi iletişim kuruyorlar.

 8.şikayetçi olduğunuz konular var mı?


 Şikayet edecek bir şey çıkmadı henüz karşıma.Umarım da şikayet etmem sadece insan tamam ya ben oldum dememeli madem bir destek var herkes buna katılmalı, aman bana destek olsunlar gerisini salla zihniyeti taşımamalı kimse..

25 Şubat 2016 Perşembe

IŞIK OLSUN YOLUNUZ

                                         yolumuz ışık 

    Ne çok yazı okudum şu sıralar, hepsi farklı, benzer duyguların farklı tanımları, eğer bir şeyler yazacaksanız okumak altın kural. Kitap oku, haber oku, şiir oku senin aklında bir ışık olan ruhuna dokunan ne varsa oku. İşimden dolayı kitap okuyamaz bir haldeyim, ne kadar da severdik eşimle birlikte el ele tutuşup kitap okumayı, sonrasında "bak burada ne diyor, ne kadar bizim gibi değil mi?" diyerek okuduklarımıza dair konuşurduk. Şu zamanlarda ancak yaz tatillerinde gerçekleştirebiliyoruz. Hayat yoğun, hızlı, oğlumuz büyüyor ve bize ihtiyacı var.

     Yazmaya başladığım ilk günden beri en büyük destekçim eşim oldu. Yazdığım yazıları hemen okur, bana söylemeden dışardan bir gözmüş gibi yorum yapar. Eğer o beğeniyorsa güzel bir şeyler yapıyorum demek ki dedim. Sonra bir tıkanma oldu sanki, kelimeler geliyor ama o kadar dağınık ki, nasıl toparlasam diye düşünürken ana konu çıkıyor aklımdan. Beyin bu sonuçta oda yoruluyor. Ben gitar çalarken bir şeyler mırıldanırım  eğer o anda kaydetmezsem bir daha aynı sözü bulamıyorum. Yazı da böyle, bir taslak olmuyor genelde yazıyorum yazıyorum sonra dönüp bakıyorum ne yazmışım ben diye, sonra yayınlıyorum, eğer özgün bir şeyler yazıyorsanız not almak şart aklına ne gelirse küçük notlar sonra ilham kaynağı olabilir.
 
    Tamda bu tıkanma noktasında Anne Güncesi haftanın blogu seçmiş beni, ne kadar teşekkür etsem az, tam da yazamıyorum ben sanırım dediğim şu sıralarda yolumu aydınlatmış oldu. Üzerimde bir baskı da olmadı değil hani, bloggerlar gelmeye başladı yorumlar başladı, çok mutluluk verici Adam Mutlu şimdi daha mutlu. Bir sürü ilham kaynağım oldu farklı yaşamlar, duygular, öyküler, yerler, fotoğraflar.. Uzunca bir "izlediğim bloglar" kısmına sahip oldum. Bir gün ben de haftanın blogu etkinliğine katılacağım biraz daha büyüyeyim.

    Amaç ne olursa olsun, emekle yaptığınız bir şeyin adım adım başardığını görmek çok güzel bir duygu. Çevremizde buna katkı sağlayan insanlar olduktan sonra yolunuz hep aydınlık oluyor. Önce kendimizi bulmalıyız değil mi? İş içinde aynı şey geçerli, en alt pozisyondan başlayıp yavaş yavaş emek vererek daha yukarılara tırmanmaya çalışırız. Okul hayatımız boyunca bir üst sınıfa geçmek için sürekli çalışırız. Blog biraz daha emek istiyor, burada kaynak siz oluyorsunuz, eteklerde ki taşlar dökülecek birimkiler havuza bir çeşme misali akacak. Yazılarını kitaplaştırmış blogcular var. Hayallerinin peşinden yılmadan düşe kalka gitmiş hayalci kahramanlar. Yolunuz ışık olsun dostlar..

    

23 Şubat 2016 Salı

HER ŞEYDEN BİRAZ!



gök kuşağının yedi rengi
 
      Bir konu seçmeli bugün, onun üzerine yazmalı, araştırma yapmalı, ilham alabilecek bir kaç yazı okumalı, yeni başladığım bu yolculuk beni çok heyecanlandırıyor. Ne güzel yazılar varmış meğer, her biri kitaptan parçalar gibi, birleştirirsen kitap olur öyle yani. Bizim çok değişik ruh hallerimiz var. Farklı duyguları aynı anda yaşayabiliyoruz. Kalbimiz karışıyor, aklımız oyun oynuyor, Bir kaç gündür bir şeyler yazamadım. Bunun için kendimi biraz eksik hissettim ama bir yerde okumuştum. Sadece yazmak için yazmayın diyordu, öyle yaptım, yeni yayın olsun çamurdan oldun diye yazı mı yazılır?

     Ben her şeyden biraz yazmak istiyorum. Giriş değilde hep bir gelişme, sonucu da yok öyle, okuyorsun ama ucu açık hep. Karmaşık duyguları bir bir gözler önüne serip, haklamak istiyorum onları sen de kimsin be! Ben mutluluğun kitabını yazacağım burada.

    Hayatımız endişelerle dolu bir gemi gibi, sallana sallana mavilikte yolculuk ediyoruz. İşimizin geleceği, evladımızın geleceği, ülkemizin geleceği, yakınlarımızın geleceği, yarın ne olacak? En ufak bir olumsuz durumda hemen yarın hesaplarını yaparız. Hadi ama, itiraf edin, yarın şöyle olursa böyle olur ah ah vah vah, işte endişe. Geçmiş gitti ama gelecek seni orada bir yerde bekliyor, ona bizler şekil veriyoruz, kararlarımızla, duruşumuzla, çevremizde ki insanlarla, bana arkadaşını göster senin kim olduğunu söyleyeyim diye boşuna dememişler. Neyse yarın bizi bekleyenler için ben bir adım öndeyim, yarını bilmiyorum ama ona şekil verebilirim. İçimi karartmadan umutla bekleyebilirim yarını, olmadı mı? Yeni umutlara merhaba derim o zaman. Siz plan yaparsınız, Yaradan da size güler böyle bir şey işte, planlar her zaman tutmuyor, o yüzden tecrübeli insanlar durumu olgunlaştırıp mayalansın diye bırakırlar. İçimde bir hüzün bir hüzün yarın için, sonra diyorum ki yahu yaşamadık ki daha, neden bu karamsarlık, bugün nasılım mutlu muyum? Şükredebiliyor muyum? Yarını yarın konuşalım. Çözüm odaklı yaşamak, panik yapmamamızı sağlar diye düşünüyorum. Bir olay yaşadın mı? Önce sakin ol, yapabileceklerini düşün ve uygula, dövünme, ağlama önce işini hallet elinden geleni yap sonra olmazsa üzülürsün.

   AH içimde ki çocuk neden ağlıyorsun, sevmediler mi seni, oyuncağın mı yok, sarılmadı mı kimse sana, bugün izleme haberleri, bırak olanı biteni kapa gözünü güzel hayaller kur sen, her şeyin daha güzel olacağı bir masal, bizi biz yapan duygular çocuk, ağlarsın, mutlu olursun, hırslı olursun, kin duyarsın, öfkelenirsin, yalan söylersin kendini kurtarmak için, bunları nasıl kullanacağını öğren evladım, duyguların seni değil sen onları yönet. Ağla belki açılırsın, rahatlıyorsan saklama gözyaşlarını, düğüm düğüm olmasın için, bırak ağla geçecektir elbet, bebekler doğdukları zaman neden ağlarlar bilir misin? Yeni bir dünyaya adım attıkları için, yoksa anne karnında hep ağlamıyor ki bu melekler, teknoloji gelişti, görüyorsun artık neler yapıyor minikler, esniyor, uyuyor, hareket ediyor, sonra hadi diyorlar zamanı geldi, çık bakalım yeni hayatın bu yaşa burada. İşte böyle çocuğum hep alacaklar bizi alıştığımız yerden haydi diyecek hayat, başka bir şey yaşamalısın. Yaşamımız sona erene kadar bir sürü yeni başlangıçlar yapacağız, hepsinde benzer ama tamamen farklı duygular yaşayacağız, anladın mı şimdi, alışırsın çocuk yeter ki sen vazgeçme, yarın sana çok çok yeni bir hayat verir, çok alışmak iyi değil o yüzden.

   Kaybetme korkusu sarar bizi, işini kaybetme, sevdiğin bir şeyi kaybetme bir de canının ötesini kaybetme korkusunu yani aileni, ne kadar da korkarsan kork her şeyin bir zamanı vardır. Ben onsuz yaşayamam deme, yaşatır Yaradan, ölürüm deme, öldürmez seni istemezse, bazı şeylere engel olamazsın o yüzden sevin canım kardeşim, her şeyi sevin, herkesi sevin yarın yokmuş gibi bugün sevin. Olacağa çare bulamazsın. Kötü düşünme kötü gelir, hep iyi düşün insan kendini kötü olana hazırlayamaz zaten.  

18 Şubat 2016 Perşembe

LANET SARDI DÖRT BİR YANIMIZI!

   
    

                                       Terör, patlama 

    Biz çocukken evde siyaset konuşulmazdı, o zamanlar daha yeni bir karmaşanın içinden çıkmıştı güzel ülkem, rahmetli amcam bu sağ sol davalarında çok çekmiş, ona da dedem öğretmiş siyaseti, sonrasında ise torunlarıyla hiç siyaset konuşmadı. Ben hep istiklal marşının mısralarını dinledim rahmetli dedemden, öyle hatırlıyorum, Atatürk'ü dinledim, eski basım bir "Nutuk" ilk açtığım kitaplardandı, hala kütüphanemde duruyor. Ama siyasetin dallı budaklı yollarını hiç öğrenmedim. Üniversiteyi kazandığım ilk sene bütün akrabalarım "aman çocuğum hiç bir olaya karışma, okuluna git evine dön" dedi hep. Bazen olaylar oluyordu, hatta ortasında kaldım bir gün, sınıfa sığınmıştım çok iyi hatırlarım.

   Ben değişim için önce kendin değişmelisin felsefesini savunanlardanım. Düşüncelerin için bir şey yapmak istiyorsan o doğrultuda bir eğitim alıp, düşüncelerini hayata geçirmen gerekir. Ülken için bir şeyler yapmak istiyorsan, siyaset okuyup, bir yerlere gelmek için yoğun bir mücadeleye girmek gerekir. Hele Türkiye de milletvekili olmak öyle okuyayımda vekil olayım diyeceğin tarzda bir bir şey değil. Radyo Tv Sinema okuyanlar bilir, hepimiz okula yönetmen olma arzusuyla gideriz, zannederiz ki bu okuldan çıkan yönetmen olacak, yok öyle bir şey malesef. Kablo sildirirler adama, yer temizlersin, monitör silersin, birde güçlü mevkilerdeki insanlarla aran iyi olacak..

   Şimdi ben istiyorum ki şöyle bir yönetim olsun böyle olsun hatta adalet ile ilgili bir yazım da var. İktidar benim istediğim gibi değil ben başka bir şey istiyorum nasıl yapacağım, düşünceme en uygun olan partiye oy vererek değil mi? Yok öyle bir parti ne yapacağım? O zaman fark yaratmak için başka hedefler belirleyip o yolda ilerlemek gerek. Kolay mı? Değil tabi ki, zemin hazırlamak lazım en önemlisi de adamını bulmak lazım. Senin çıkmak istediğin merdivenlerden çıkmış sana rehber olacak biri.

  Bilincim yerine geldi geleli sürekli ölüm haberleri duyuyorum terör den, insanların vahşi içgüdülerinden dolayı, orada şöyle oldu, burada bomba patladı, sokağa çıkma yasakları, ellerinde beyaz bayraklarla dolaşanlar, karşılıklı ateş açan taraflar elimden geldiğince siyaset yapmamaya çalışıyorum, ben sadece insan kayıplarını düşünüyorum, yitip giden canlar, tarafı önemli değil. Peki diyelim ki çatışan iki taraf var, bir yerlerden çatışın emri geliyor değil mi? İnanıyor da mücadelesine, eline silah almış olanlar ölmeyi de öldürmeyi de göze almıştır, buna bir şey diyemem, peki sadece suçu çatışma anında ya da bir bomba patladığında orada olanlar. Tercih etmediği halde ölüme kucak açanlar, işte buna üzülüyorum.

  Sosyal medya da ekranlar kararıyor, teröre lanetler okunuyor, nedense benim elim gitmiyor. Allah rahmet eylesin demekten başka bir şey gelmiyor elden, yarın masum insanlar öldüğü için meydanlara akın edeceklerin başına aynı şeyin gelmeyeceği ne malum, Siyasete alet edilecek rahmetliler, sessizce yatamayacaklar kara toprakta birileri onları kullanmak isteyip ortalığı karıştıracak belkide. Bizler de her olayda biraz daha alışacağız ölüme. Bizi buna mecbur edenler utanıyor mu?

   "Bugün vardı, yarın yok, toprak oldu can, kefeni yok, cananı yok! Son sözünü söyleyemedi, yazamadı kağıdı yok kalemi yok. Lanet sardı dört bir yanımı, tesellisi yok!"

17 Şubat 2016 Çarşamba

AZİMLİ SIÇAN, DUVAR DELER!


hayat yarışı


      İnsanoğlu en çaresiz doğan varlıktır. Hiç bir şey bilmeden gelir bu dünyaya, annesine babasına bağlıdır, eğer iyi bakılmazsa yitip gider. Hayvanların çoğu doğar doğmaz yürürler, yemek bulma içgüdüleri vardır. İnsan ise bakıma muhtaçtır, yürüyebilmek için en az bir yıl beklemesi gerekir. Yani hayatta kalma savaşı başlamıştır, en zor olanından.
  
     Yürümeyi öğrendi, konuşmayı yemek yemeyi, iletişim kurmayı, sosyalleşmeyi, başının çaresine bakmanın bin bir türlü yolunu öğrendi ama yetmedi. Hayatına yön verecek bir şeyler bulmalıydı, bir yarış, diğerinden daha iyi olma yarışı. Çok kazanmalıydı mal, mülk, para, iyi yaşayabilmek için ne gerekiyorsa işte. Eğitim hayatında sürekli bir yarış içindeydik, bir yerlere gelmek için sadece yürümek yetmiyordu, bazen koşmak lazımdı bazende uçmak. Bu yarışta rehber olan aile eğer çocuk insanın eğilimlerini görür ve onu doğru yönlendirirse başarı elde edilebilir, Ancak zorlama yapılırsa "doktor olacak benim bebeğim" gibi, olur belki ama mutlu olur mu? İnsan istemediği bir şey yaparsa mutsuz olur, istemediği bir beraberliği sürdürürse mutsuz olur, istemediği bir yemeği yediğinde bile mutsuz olan insan, istemediği bir hayatı yaşadığında mutlu olabilir mi? Eğer siz iş yerine giderken bugün yapacaklarınızı heyecanla aklınızdan geçiriyorsanız doğru yerdesiniz demektir, ama lanet okuyorsanız sürekli "yine mi iş" diye o zaman hemen ellerinizi başınıza koyun ve düşünmeye başlayın. Bir yerlerde hata yapmışsınızdır.

    Bir şeye inanmaktan bahsediyorum hep, bir şey ne olduğuna siz karar verin, bir hayale inanın mesela, bir geleceğe inanın, girdiğiniz sınavın çok güzel geçeceğine ve hedefinize ulaşacağınıza inanın, kendinize inanın, sizi destekleyen insanlara inanın. Üniversiteye girecek çocuğunuzun kendisine inanmasını sağlayın gerçekten istiyorsa o da, olmaması için bir neden yok ki.. Sadece inanıp bir kenarda oturamazsınız inanca sahip çıkmak gerekir şöyle bir hikaye ile örnek vermek isterim;
 
   Bir adam inancına yönelip iman etmek için kendisini eve kapatmış. Sürekli ibadet ediyor, yemiyor içmiyormuş. "Ey güzel Allah'ım sen rızkımı verirsin" dermiş hep. Bir kaç gün geçmiş, komşuları bu adamı merak etmeye başlamış, camdan bir  şey gözükmüyormuş. Komşusu bir tencere yemek hazırlayıp adamın kapısına gitmiş; "Komşum sana yemek getirdim, açta kapını sıcak sıcak ye demiş." içeriden bir ses yok, adam kapıyı açmıyormuş, ne de olsa rızkı Allah' tan bekliyormuş. Komşu bir kaç kez daha seslendikten sonra, neyse sonra tekrar gelirim diyerek, tam gidiyormuş ki içeriden bir "öhö öhö" sesi gelmiş. Komşu adamın içeride olduğunu anlamış, yemeyi kapının önüne bırakarak oradan ayrılmış. Adam açmış ellerini "Rabbim sana şükürler olsun rızkımı gönderdin ama bir "öhö" demeden vermedin" demiş.

  Oturduğunuz yerden sadece inanarak sınav kazanamazsınız, bir işe yerleşemezsiniz, inandığınız şeyin yolunda emek vermeniz gerekir çalışmanız gerekir. Sonucu görmeden karamsar olmak o işin ya da her neyse, sonucunun değişmesine bile neden olabilir. Kendi iç çatışmalarınızı, başarmak için o kadar uğraştığınız olayın, bu bir sınav olabilir, iş görüşmesi olabilir, ilk kez buluştuğunuz bir kız arkadaş bile olabilir, bunlara yansıtmayın. Eğer elinizden gelen her şeyi yapmış ve olacağına inanmışsanız sakince bekleyin sonucu sizin için hayırlı olandır, sakın pes etmeyin, mutlaka bir b planı vardır. Hayatımızın yarışı her zaman sıfırdan başlar.

13 Şubat 2016 Cumartesi

EYY SEVGİLİ




eyy sevgili

    Bugün yağmurlu hava sevgilim, parklarda bahçelerde gezemeyeceğiz el ele. Bir mekana götürmem gerekli seni, bu aylarda en güzeli salep içmek, akşam da bilmem kaç yüz lira verip fasıl yaparız belki. Ben sana tanesi 50 lira dan 3 gül alırım, üçüncü yılımız şerefine, sonra her şeyin daha pahalı olduğu o gün bir hediye beğenirim senin için, sevmek ne kadar masraflı oldu, yapmazsam böyle şeyler sevmez misin beni?

   Bir güne mi ihtiyacımız var bizim, her gün sevsek olmuyor mu? Geçen yürürken bir bahçede çok güzel bir ağacı budamışlar, kırmızılar, yeşiller kahveler var dallarında, zaten sen gül sevmezsin, çok yakışır, özenle yıkayıp kaldırdığın vazoya bu dallar, balon aldım kırtasiyeden rengarenk, seni seviyorum yazıyor üzerinde, bir de İstanbul motifli bir mum yaktım senin için özenle hazırladığım masaya, en iyisi evde kalmak dedim bugün malum yağmur yağıyor sevgilim üşürsün. Her yer kalabalıktır şimdi, cıvıl cıvıl gençler sevgililer günlerini kutluyorlar, hiç bir zaman sevmedim ben bugünü, ama seninle her günü seviyorum, sadece o gün sana bir şey yapmak değil mesele her gün seviyorum sana bir şeyler yapmayı, hiç olmadı bakıyorum sadece gözlerine, şarkılar söylüyorum sana en sevdiklerinden, şiir ağlatıyor seni kıyamıyorum.Neyse ki sadece ben bir şeyler yapmak için uğraşmıyorum, sende çok çaba gösteriyorsun mutlu günlerimiz için, senden kopya çekiyorum bazen, odunluk özümüzde mevcut şekil alıyoruz aşk ile işte.

   Çok merak ediyorum, bir çift var,erkek diyor ki kıza ben sevmiyorum bugünü, kutlamak istemiyorum, bir sürü nedenden dolayı, ne yapacaksın şimdi. Kız terk eder mi onu? Var mı böylesi acaba. Bir de hiç bir şey yapmayan erkekler var ya işte, onlara müstahak bu günler, ne yapsın kadın sevmiş birini, adam gösteremiyor sevgisini, sevmiyor demiyorum, gösteremiyor, kadın sevilmek ister, görmek ister, eğer sen beceremiyorsan sana yol gösterir istediği kıvama getirir seni dostum.
 
   Bir bakışını ister gözlerinin en derinine baktığın, ağzından çıkacak en güzel sözleri duymak ister, senin olan o an aklından geçen ezberlemediğin sözleri, senin kendi yaptığın bir hediye, en pahalısından daha değerlidir. Ne yapabilirim ki? demeyin o kadar çok şey var ki, para gerektirmeyen kendinden bir şeyler. Kadınları mutlu etmek kolaydır, yeter  ki isteyin, bir kadın zaten senin yaptığın bir şeyle tatmin olmuyor, en pahalı en güzel en bilmem ne şeyleri istiyorsa bırakın ve kaçın. Siz ona yar olamazsınız, içinizden gelmiyorsa bir şeyler yapmak, sadece sevmek istiyorum ben seni, hiç bir şey yapmadan sadece baksak bir birimize olmaz mı sevgili diyebilirsiniz mesela.

  Bırakın karşınızda ki bir şeyler yapsın, fırsat verin, aşk ta çıkar yoktur ama hep bir taraf yapıyorsa, zamanla yorgunluk başlar, kaldıramazsınız bu kadarını, artık aynı olur her şey mutsuzluk başlar. Egonuzu itin bir kenara, aşkta ve evlilikte ego olmaz, sadece sevgi olur, bizlik olur, bencillik olmaz. Sevgilinizi iyi tanıyın kendiniz olun önce, bırakın o da takmasın maskesini sizde. Kimse değişmez, aynıdır sadece siz görmemişsinizdir. Hep derler "bu evlendikten sonra çok değişti." diye. Belkide o hep böyleydi siz görmek istemediniz ne malum..

  Ya sevgili yine "bir gün" 14 Şubat gelmiş kapıya ama ben her günümü kutluyorum seninle, yarın olmayacakmış gibi hem de. O günde farklı değil ki benim için, Haydi bitsin bu saçmalık günleri kirletmeyelim bari birileri bir dünya para kazanacak diye!

9 Şubat 2016 Salı

VİCDANSIZ ADALET OLUR MU?



vicdansız adalet
    Hava çok soğuk, dışarıda olanlara takılıyor insanın aklı. şimdi kediler ve köpekler bile ısınmak için bir barınak arıyorlar, eğer birileri çöpün kenarına akşamdan kalan yemek artıklarını bıraktıysa, çok mutlu oluyorlar, minnettar kalıyorlar onu oraya bırakan insana, kim olduğunu bilmeseler de. Bir de dışarıda kalan insanlar var, çocuklar hele, dünyanın en masum varlıkları, hangi kapta büyüdülerse ona göre şekil halan masum ruhlar.

     Empatiyi fazla kurmak insana bir noktadan sonra ağır gelir, bir dozu olmalı bunun, her zaman birilerini düşünerek yaşamıyoruz maalesef. Ama vicdan bu elde değil. Bazen kızıyorlar bana, o çocukları anaları,babaları salıyor sokağa acısınlar da daha fazla para versinler diye, doğrudur, ne yapsın yavrucaklar o parayla ekmek yiyecekler belki de, belki yemeyecekler aileleri ellerinden alacak parayı, ama para getirmezlerse de azar işitecekler belki de dayak yiyecekler, ne yapayım düşünüyorum işte. Her zaman değil, gördüğümde, karşıma çıkmaları tesadüf değil, yaşadığım hayata şükür  etmem için çıkıyorlar belli ki.

     Küçük oğlumla markete, gittik bir akşam, hava soğuk, iki minik geldi yanıma, "abi bir ekmek parası" dedi daha büyük olan, diğeri de kardeşi, üç dört yaşlarında. Önce dedim ki, ya boş ver hangi birine yetebilirim ki, sonra oğluma baktım, o şanslıydı benim kollarımda, sıcak montunun içinde ve benim korumamdaydı, çok şükür dedim. O çocukların hiç bir günahı yoktu, onları akşam saatinde havanın en soğuk olduğu zamanda dışarıya gönderen ailelerin deydi günah. Biraz para verdim ikisi için, sonra markete gittim gözlerim onlardaydı başka birilerine bakınmaya devam ettiler, işimizi bitirdikten sonra oğlumun çok sevdiği süt dilimlerinden aldım, dışarıda ki minikler içinde aldım. Dışarı çıktığımda etrafı şöyle bir taradım, kimsecikler yoktu ortalıkta, belki de dedim onlara verdiğim azıcık para, onların eve dönmesine yetmişti, belki dedim bir ihtimal, o para sayesinde daha fazla dışarıda kalmaları gerekmedi. Süt dilimlerini de verebilseydim, daha mutlu olurdum, yine de içimde bir mutluluk ile gittim eve, oğluma baktım çok şükür dedim.

   O para nereye gider, ne yaparlar hiç düşünmedim, belki yemek aldılar, belki de benim maaşımdan daha fazla para biriktirdiler o gün, her şey bir tezgahtı, sürekli kandırıyorlardı bizi, duygularımızı vicdanımızı sömürüyorlardı. Ne yapalım, bizde düzenin diğer tarafındayız, ne olursa olsun o 4-5 yaşlarında ki çocuklar, akşam saatinde sokakta durmayı haketmiyorlardı. Ne demişler "İyilik yap denize at."

    Kime söylesem, kiminle paylaşsam ne yapsam, bir türlü değişmeyen düzen, bazı insanların hayat alışkanlığı olmuş olabilir, bu insanlar dilenmeden yaşayamazlar belki de, çok zengin olsalar da. Haberlerde okuyoruz bazen, dilencinin evi arabaları varmış, vefat edince ortaya çıkmış. Değişik bir şey neden bir insan hayatını böyle yaşamak istesin ve çocuklarını da bu hayata dahil etsin, nereye sakladık vicdanımızı, aklımızı..

    Adaletli olmak eşit olmaktan daha iyidir, bir karikatür var bunu anlatan, yapan kişinin emeğine saygı duyduğum için buraya koymuyorum, ama İnternet de  bulursunuz, eşitlik-adalet diye yazsanız yeter. Eşit haklara sahibiz değil mi? Hepimiz aynı ülkenin vatandaşıyız ve eşitiz. Peki adalet var mı, yaşadığımız hayatta, kendinizi ele alın çalıştığınız kadar kazanıyor musunuz? Hiç sanmıyorum, karnımızı doyuracak kadar işte, hayatımıza koyduğumuz, ailemizden edindiğimiz standartı koruyacak kadar. Bazılar için kombiye gaz almak büyük dert iken, bazıları eve kömür taşımak zorunda, az odun kırmadım zamanında, çok şükür o odunu bulabiliyorduk, marketten kömür alabiliyorduk.

    Zengin çok zengin oluyor. Hep derim para parayı çeker, aynı haklara sahiptik eşittik, o çok kazandı ve hala kazanıyor. Beş tane evi var, her bireyin bir arabası ve daha fazlası, o kadar doyumsuzus ki yetmiyor bir tane, hepsinden bir kaç tane olsun, bazı ülkeler evlenen çiftlere ev veriyormuş duydum bunu, araştırın karşınıza çıkar, bizde başını sokacak bir evi paran varsa kiralayabiliyorsun. Bu konu daha böyle gider, başka zaman da bunun üzerine yazarım, zaten bu ülkenin evlatlarında böyle içerik malzemesi çok.


    Yani biz o çocuklarla eşitiz ama, hayat bana sağladığı adaleti onlara sağlayamadı. Kim sağlayacak bu adaleti, ne zaman sağlayacak? Biz yürürken insanları gördüğümüzde ne zaman diyebiliriz ki, adalet onlar da var, acımama gerek yok, ben ne alıyorsam onlarda alıyor? Karmaşık bir konunun,  karmaşık duyguları. Karanlık ruhumun aydınlık yüzü! Mutlu kalın..

6 Şubat 2016 Cumartesi

HER NEREDEYSEN GEL!


                                           Işığı yakalamak

     Hayat bir karmaşa, iş güç ev sorumluluk gibi bir sürü şeyle uğraşıyoruz. Tatil geldi çattı, planlar yapıyoruz. Şuraya mı? buraya mı? derken, kendimizi atıyoruz, bir şehre ve tesadüf ya uzun zamandır, görüşmediğiniz bir arkadaşınızda kalmak her yerde kalmaktan daha mantıklı geliyor. Tabi can ciğer çok seviniyor gelişinize, yemekler yapılıyor  evin en güzel odasında yataklar hazırlanıyor, dostunuz rahatınız için her şeyi yapmış. Biraz yorgunluk giderildikten sonra başlıyor eski dostların dertleşmesi.

      'Ne iyi yaptınız gelmekle, ben de böyle bir şey dilemiştim.' O yüzden geldik bizde sen çağırdın biz geldik. Bazı insanlar nereye giderse gitsinler, o ortamda nasıl bir ruh hali var hemen anlarlar, ortamın enerjisi ya iter sizi ya da çeker, bir de iyileşmek isteyen enerjiler vardır. İşte öyle bir ruh hali var, iyileşmek istiyor, ne yapması gerektiğini biliyor ama nasıl başlayacağını bilmiyor.

       Bir iki dertleşmeden sonra anlıyorsun karşındakinin derdini, kaybolmuş bir benlik, kendine değeri bırakmış hep başkaları için yaşayan amacından sapmış bir ruh. İnsanın kendisini unutması hem bedenine hem ruhuna yansır, bunu gizlemeye çalış istediğin kadar ama dosttan kaçamazsın.

      Aşık olmuş mesela farkında değil, farkında da gizliyor, karşılığı yok aşkının, aşk insanı eritir, bir de tek taraflı ise çok yorar tarif edilemez, hayatına bir nokta koyar, devam edemezsin, onadır bütün şarkılar şiirler artık. İşte böyle bir kayboluş,  bedenine özen göstermezsen eğer formu bozulur, ruhun bozuldukça bedenin de bozulur , ya çok zayıflarsın ya da çok kilo alırsın, hepte bahanesi vardır, ilaç kullanıyorum ondan! Yapma yahu sen kendini kandırmaya çalışıyorsun sadece..

      Söyler misiniz? Emeksiz ne oluyor hayatımızda, harekete geçmediğiniz sürece hiç bir şey gerçekleşmeyecektir. Bir mucize olsun diye beklemek gibi bir lüksümüz yok, biziz mucize, ruhumuz, beynimiz, kalbimiz, her şeyimizle birer mucizeyiz. O yüzden oturduğunuz yerden kalkın ve harekete geçin hayatınızla ilgili ne yapacaksanız hemen yapın ve ertelemeyin.

      Neyse efendim konuyu dağıtmayayım, bu arkadaş ile dolu dolu bir 3 gün geçirdik, mutluluk aşıladık ona, sevgi verdik bolca, yargılamadık, akıl vermedik, sadece yol gösterdik, çoğul yazıyorum zira sevgili eşimin desteğini yadırgayamam. Hayatının onun için ne kadar değerli olduğunu gösterdik. Ancak sen istersen düzeltebilirsin, ne yapman gerektiğini biliyorsun, hadi artık zamanı, işte bak çağırdın geldik, ne istiyorsan bizde var.

     Önce kendisinin ne kadar değerli olduğunu hatırladı, aynada bir kendine baktı beğenmedi tabi, kitaplar aldı, coşkuyla daha iyi anlıyorum şimdi dedi. Evet bu benim hayatım ve ben değerliyim ertelemek yok hemen başlıyorum ancak siz buradasınız birer pizza daha yiyelim mi? Evet şaka yapmıyorum, en son gördüğümden fazlaca kilo da almıştı, son pizzasını yedi bizimle, sonra gelsin salatalar, tavuklar yağsız yemekler, sağlıklı ne varsa işte.. Ruhunu da beslemeye başladık, bak böyle yaşa istediğin gibi, ama dağıtma ne bedenine ne de ruhuna zarar verecek şeyler yapma, yardım isteyene ver, herkese yardım etmek için kendini bu denli yıpratma.

    Hemen belli etmeye başladı kendini, ilk geldiğimizde ki o enerji kendini aydınlatmaya başladı. Tatil bitti ona bir rejim programı bıraktım yolu gösterdim, bir ay daha mesaj yolu ile destek oldum. Hem kendisine hem de ailesine ışık tutmuş olduk. O şimdi 3 ay gibi bir sürede 12 kilosunu ve bu kilolarla birlikte biriktirdiği, sıkıntıları, tasaları arkasında bıraktı, yeni bir sayfa yazmaya başladı.


    Ne güzel bir şey yaptık. Bir hayata dokunduk, istedi ve gittik ona ışık olduk, şimdi ışık kendisi ve çevresine yansıtıyor. Dünya da yapabileceğimiz en büyük iyilik dinlemektir, dostlar, herkes konuşmak anlatmak ister, hepimizin derdi büyük, ama canı gönülden dinleyen bir de can lazım şu hayatta, sizi yargılamadan dinleyen insanlara iyi davranın, onlardan çok kalmadı, bu arada sen nasılsın, birazda ben seni dinleyeyim demeyi ihmal etmeyiniz, netice de onlar da insan, sevgiyle kalın Mutlu kalın..

4 Şubat 2016 Perşembe

HAYAT BİZİ NEDEN YORUYORSUN!




umudun yolu kendinde
Umut
     İnsan bazen öyle bir boşluğa ve karamsarlığa düşüyor ki, neyi nasıl anlayacağını, yapacağını bilmiyor. Hepimizin dönemsel geçişleri olur bu geçişler ya bizi yıpratır ya da güçlendirir, ben yaşanmış her şeyin bizi daha güçlü kılacağını düşünenlerdenim.

   'Sen doğduğunda dertlerinle doğmadın, öldüğünde de onları götürmeyeceksin, o zaman gelip geçici bir şey için neden bu kadar üzülürsün?


      Ne kadar güzel ne kadar anlamlı değil mi? O anda başa çıkmamız gereken her şeyi o anda çözüp bir yere atmalıyız ki yolumuza devam edelim. Bu derdi taşımak neden? Cevabını bilmediğiniz soruları, sormaktan vazgeçin, çözüm bulun bulamıyorsanız soru sormayın bu kendimizi yıpratmaktan başka bir şeye yaramıyor. 


      Hayat monoton, doğru sizin nereden baktığınızla ilgili bu monotonluk. Okul bitti, işe başladım, o kadar yoğun çalışıyorum ki, sonunda isyan ettim, bir gün anneme, 'bu nasıl iş, git gel hep aynı, koca bir yılı yaz tatilini bekleyerek ve çalışarak geçiriyorsun' o da bana hoş geldin, anlamana sevindim dedi. Benim sana hayatı anlatmam, basit olurdu, ama işte şimdi bu noktadasın, senin hayatın evet bazı temel değerler var, yapman gerekenler, sorumluluklar, bunun içini doldur, hayal gücünü kullan nasıl her günümü daha güzel bir gün haline getiririm diye düşündüğünde ve uyguladığında hayat daha yaşanılası bir yer haline gelecek. Her zaman kulağımda küpedir.

     Umut meselesi bir de, bizi kendine bağlamış, kölesi yapmış bir duygu, umutsuz olmuyor, her gün yeni bir şeyler umut ediyoruz. Zengin olmayı, sağlıklı olmayı, mutlu olmayı, sevmeyi, sevilmeyi.. uzun bir liste işte. Bu duygu bizi bazen o kadar yıpratıyor ki farkına varamıyoruz. Her  zaman umut ettiklerimiz olacak diye bir şey yok. Hayal kırıklıkları da var, gerçekliğin ortasında. Aklımız ile umut ettiğimizi istediğimizi, kalbimizle de istersek ancak, bizler seçtiğimiz mutlu hayatı yaşarız, inanç gerçekten çok kuvvetli bir duygu, 'Allah gerçekleştiremeyeceği şeyin hayalini vermezmiş' Hayalini kurduğunuz, umut ettiğiniz hiç bir şey imkansız değildir. İmkansız bizim yarattığımız bir şeydir. Umarım tekrara düşmüyorumdur. Mutlu kalın..   

    
      

2 Şubat 2016 Salı

BLOG YAZIYORUM TEMASIZ OLMAZ MI?


BLOG YAZMAK SABIR İSTER

blog yazmak         

    Bu işe başladığımda, gerçekten görünüme hiç önem vermemiştim. diğer blogları gördükçe,  bende böyle bir sayfaya yazı yazmak istiyorum dedim kendi kendime, araştır öğren uygula ile böyle bir blog oluşturdum. Sade olsun, renkleri sıkmasın göz yormasın istedim. Bir sürü hazır tema var seç beğen düzenle. Ama düzenlemekte o kadar kolay değilmiş. Öncelikle Kod olayını çözmeniz lazım, ve garantici olacaksınız, yani bir işlem yapmadan önce mutlaka temanızın bir yedeğini indirin.

    Yardım alabileceğimiz bir sürü kaynak var. Ben Kodblogcum ve Bloghocam blogların da çok gezindim. İkisi de şahane tasarımcılar ve her konuda yardımcılar. Kod blogcum temaları türkçeleştiriyor ve kullanımınıza sunuyor, onu düzenlemek size kalmış bu esnada sorularınızı da yanıtlıyor. Kendisine bir kez daha teşekkür ederim.

    Bir şeyler yazdığınız zaman önce onu sizin beğenmeniz gerekir. yazarken hissettikleriniz, yayın Mecranız da çekici bir hal alıyorsa, içiniz daha bir rahat oluyor sanki. O sebepten temamı değiştirdim. Daha da yapmam gereken şeyler var farkındayım, zamanla hepsinin tamamlanacağını düşünüyorum. Sonuçta ben bir web tasarımcısı değilim, sadece yazı yazarım diye girdiğim bu işe az çok kod bilgisi sahibi olarak devam ediyorum.

   Vazgeçmedim, geçmeyeceğim, her şey alt üst olsa da önemli olan açtığınızda yazdıklarımı okuyabilmeniz benim için daha çok anlam ifade ediyor. Her şey görsellik mi? Derli toplu olsun yeter diye düşünüyorum. Ama şunun farkına vardım ki, bir zaman sonra gözünüze de güzel gelsin istiyorsunuz. Yazmak istiyorum kaç gündür ancak tasarım işi fazlaca kafamı yordu, böylelikle yazı konuları kafamda daha toplanmış duruyor, ne kadar çok şey var anlatacak, yazacak, ne güzel bir his.

   Sabırlı olun her şey yoluna girecek, mutlu olun yazdıklarınıza da yaşantınıza da temanıza da yansısın efendim..